Gizliilimler Kenzülarş
img src="bi2/misc/nav_search.gif" width="50" height="55" border="0" alt=""/> Üye Listesi

Go Back   Gizliilimler Kenzülarş > KENZÜL GİZLİ İLİMLER ALEMİ > Kenzül Simya İlmi

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 23-07-13, 18:58   #1
ÜYE
 
Queen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12-02-13
Mesajlar: 7.083
Queen is an unknown quantity at this point
Standart İçsel Simya

baya uzunca bir konuyla yeniden merhaba sevgili kenzülcüler,içsel simya nedir hadi öğrenelim bakalım
Bazı otoriteler simyanın esasen ilk kez Çin’den gelip batıya yayıldığı konusunda ısrar ederler, başkaları ana yurdun Mısır olduğunu öne sürerler. Ayrıca, Mezopotamya’nın da menşei olduğu ortaya atılmıştır. Diğer yandan, bazıları aynı kavram ve görüşlerin aynı anda birbirinden bağımsız olarak farklı kültürlerde ortaya çıktığını savunmuştur. Ancak, Çin Simyasının en temel kavramlarından biri olan Hayat İksiri, Batı toplumunda on ikinci asırdan evvel hiç söz edilmemiştir. Milattan sonra ilk birkaç asırda Çin ve İskenderiye arasında ticaret yolları vardı ve bu dönüşüm kavramının Çin’den gelen ziyaretçiler tarafından getirildiği yöndeki tezi desteklemektedir. Aynı şey Hint Tantrik – simya öğretileri için de geçerlidir. Hindistan ve Akdeniz dünyası ile erken çağlarda bazı alışverişler olasıdır, zira Kadüs sembolü hem M.S. 300 yılında Hermetik Külliyatında (Corpus Hermeticum), hem de Rig Veda kutsal metinlerde bir Dravidyan sembolü olarak görmekteyiz. Bu da M.Ö. 6 bin yıl önce Anadolu’da Çatal Höyük yerleşimleri ve Kuzey Hindistan’da Mehrgath arasında bir kültür alışverişini ima etmektedir. Ayrıca Hintçe’de “Şakti” ve Mısır tanrıçası “Sekht”, “Sekmet” ile bir benzerlik görmekteyiz. Aynı şekilde, Mısır dilinde çocuk olarak Horos tanrısı anlamına gelen “Khart” ile Hintçe’de güneş tanrısının oğlu anlamına gelen “Kartikeya” arasında bir benzerlik vardır. M.Ö. 500 ile M.S. 200 yılları arasında Mısır’da farklı kültürlerin kaynaştığı bir yerdi ve Sir Flinders Petrie’nin vurguladığı gibi M.Ö. 500 yılında Mısır’ın Memphis şehrinde bir Hint koloni vardı, ve gerek o sıralarda ve daha önceleri daha başka yerlerde de Hint kolonileri bulunması olasıdır.

Daha sonra İskenderiye sadece kadim dünyanın en büyük kütüphanesinin bulunduğu yer değil, aynı zamanda Doğu ve Batı arasında önemli bir buluşma yeriydi. Budist Jataka’lar Hint tacirlerin ve düşünürlerin İskenderiye gittiklerini anlatır. İskenderiye’deki Therapeutae’ların Budizm’den etki aldıklarından söz edilmiştir. Hatta Gül Haç manifestoları bile “Hindistan’da Ganges nehrin karşısındaki toplulukların sırları”ndan söz eder. Bu da olası olarak ayrıca Fratres Lucis diye bilinen ve Alman Altın Gül Haç Cemiyetinden ayrılan Asya Kardeşlerinden Cagliostro tarafından toplanan bilgilerin erken 20nci asırda bir çok okültistlerin bir şekilde üye oldukları Memphis ve Misraim gibi majikal ritüel hareketlerde bulunmasını açıklamaktadır.

Amaç, beşeri bedenden, küçük ilahi kıvılcımı (pneuma) içine düştüğü maddeden ayrıştırmaktır. Bu ayrışım “ihtişam bedeninin (yeniden) inşasına meydan vermektedir. Perugia’lı bir hekim olan ve yakın tarihte İtalya’da yeni bir majikal hareketinde kilit bir eleman olan Francesco Brunelli (1927-82), sisteminin üst derecesine varanlara ayrılmış bir yazıtta şöyle yazmıştır: “Güneş riti içimizdeki Tanrının beden ve kanını içerir.” Burada rit etkiliyse, “Eğer ruhun ışığına ulaşırsak güneşi yeriz.” Kendinizle çiftleşiyorsunuz, dolayısıyla içinizde bebek doğacak ve o bebek zamanla yetişkin olacak yeni sen olacak – ihtişam bedeni içinde yeni insan. İnisiye, “esas haline dönüşü (insan, insanüstü veya ilahi haline dönüş)” gerçekleşecektir ve bunu dıştan gelen yardımla değil, “kendi gücüyle, içinde ortaya çıkması gereken ilahilikle, içindeki altınla” yapar. Bu metin, Doğu Asya ve Çin tarafından da ayrıca etkilenen Hint Tantra’lardan adeta bir alıntı olabilir.

içsel simya konumuz devam edecek kenzül ailesi
Queen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-07-13, 18:58   #2
ÜYE
 
Queen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12-02-13
Mesajlar: 7.083
Queen is an unknown quantity at this point
Standart

Kendini feda eden yaratıcı Prajapati’nin çürümüş bedeni tekrar bütünlüğe kavuştuğu Satapatba Brahmana Vedik Ritüelinde, adhvaryu rahip şöyle seslendi: “O Prajapati’dir, O Agni’dir, o altından yapılmıştır, zira altın ışık ve ateştir, ölümsüzlüktür.”

Brahmana yazıtların hazırlanmasından birkaç yüzyıl sonra, Hint düşüncesinde bir evrim oluşacaktı, insanların da kurbanı içselleştirebileceği ve böylece dışsal kurban mekanizmasını yan geçebileceği düşüncesi ortaya çıktı. Ayrıca Upanişad yazıtların tüm gnostik ve ikilem karşıtı temalarına temel oluşturacak bu içsel dönüş bedensel dönüşüm için bir dizi tekniğin gelişmesinin tohumlarını ekmişti. Örneğin, Hatha Yoga uygulamaları. Burada kişinin bedensel sıvıları ve özellikle meni, içsel ateşin ısısıyla ve nefes dinamik rüzgar elementiyle özdeşleşmektedir.

Özellikle Atharta Veda yazıtında insanların yaşam sınırını (müddetsiz olarak) uzatmaya hedefleyen daha sonraki tıbbi ve simyasal geleneklerinin en önemli temellerini bulmaktayız.

Erken bir sırada Hatha Yoga’nın içsel dinamikleri “rasa-agni-vayu” Vedik üçleminin bir açık varyasyonu olan aysal (lunar, candra), güneşsel (solar, surya) ve dirilik (prana) öğelerin karşılıklı faaliyetleri olarak görülmeye başlandı. Daha sonraki Hatha Yoga kaynaklarında tam hakimiyeti gerçekleşmenin teknik yöntemi (sadhana) olarak samarasa kavramıyla karşılaşıyoruz. Bu kelimenin tam karşılığı “eşit rasa” veya “aynı rasa” anlamına gelir ve kullanıldığı sayısız sistemde bir “sıvısal denge” anlamına geldiği görülmektedir. Mutlaklığın verici ve alıcı akışlarının insan mikrokozmosunda dengelendiği bir durum. Nath Siddhalarının sistemlerinde söz konusu rasa, güneşsel ve aysal, eril ve dişil, spermalı ve kana ait “damlalardır” (bindu). Şiva ve Şakti ikilinin arasında bir denge gerçekleştirmek, jivanmukta’nın yeni, kurtarılmış, mutlak güçlü ve ölümsüz benliğin doğduğu”büyük damlayı” (Mahabindu) oluşturmaya eş değerdedir.
Queen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-07-13, 18:58   #3
ÜYE
 
Queen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12-02-13
Mesajlar: 7.083
Queen is an unknown quantity at this point
Standart

Çakra ve iç kanallar, Pradesh, Hindistan, 1820

Bu orijinal Upanişad sentezlerle birlikte geleneksel Hint tıbbın bilimsel disiplini Ayurveda yer almaktaydı. Bu dalda rasa terimin yeni ve önemli bir uygulaması çok erken bir tarihte ortaya çıkmıştı. Burada rasa sindirim işlevinin ilk sürecinin ürününe verilmişti: rasa, yutmadan önce tükürükle ıslatılan ve parçalanan yemek, chyle’di. Daha geniş bir anlamda Ayurveda terminolojisinde rasa bedensel sıvı olarak anlamını korumuştu. Bu gerek rasa’nın sularla olan Vedik tanımlanması, ve gerekse de her bir duyu organı ve duyu alanı beş Elementten biriyle eşleştiren ve yeni ortaya çıkmakta olan metafiziksel sistemleri yansıtmaktaydı. Samkhya felsefesinde su elementi rasa, tat duyusuyla eşleştiriliyordu. Bu kavram, Ayurveda’da her tadın su ve değişik orantılarda diğer dört kaba elementin birleşimiyle meydana geldiği altı tat rasası sistemine dönüştü – tatlı, asitli, tuzlu, yakıcı, acı ve keskin. Bu Ayurvedik kavramdan Hint klasik estetik teorisi – rafine seyircinin drama, dans ve edebiyattaki çiğ duyguları uygun rafine rasalara yorumladığı tat (rasa) anlayışı — birkaç asır sonra gelişmişti.

Rasdyana (“rasa yolu”) Hint tıbbın yedinci dalı (anga) bütün Ayurveda şifa sistemlerinin en prestijli olanıdır. Bedeni entegre bir bütün olarak ele alıp evrensel makrokozmosun mikrokozmik bir yansıması olarak kabul eder. Prestiji ayrıca vaat ettiği sonuçlarda yatar: rasdyan, klinik uygulamayla iksirlerin içimini karıştıran uzun ömür amaçlayan bir gençleştirme terapisidir. Caraka Sambita eserinde yazdığı gibi “Uzun ömür, güçlendirilmiş hafıza ve zeka, hastalıktan serbest olma, sağlıkla bir parlama, güzel cilt, derin güçlü bir ses, diri beden organları, kuvvetli duyusal algılama, isteklerinin yerine gelme gücü, itibar, güzellik — bütün bunlar rasayana ile elde edilebilir. Rasayana denilir çünkü bedendeki rasa ve diğer maddeleri yeniler.”
Queen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-07-13, 18:59   #4
ÜYE
 
Queen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12-02-13
Mesajlar: 7.083
Queen is an unknown quantity at this point
Standart

Aynı Ayurveda kapsamında, çoğul olarak rasayana’lar rasayana terapide hekimin kullandığı iksirlerdir ve rasayana bu tema içerisinden simya için kullanılan Sanskritçe bir terim olarak ortaya çıktı. Burada “rasa yolu” rasa cıva yolu olarak geçiyordu, çünkü Siva’nın menisi veya sıvısı olarak rasa, mükemmel dönüşüm aracı cıva ile özleştiriliyordu. Rasayana’nı diğer bir “simya” öncesi kullanımı, hem Hindu, hem de Budist kaynaklarında M.S. 2. asra dek simyasal ve bedensel dönüşümün doğa üstü gücü (siddhi) için kullanılan rasayana bileşimiydi. Bu erken kaynaklarda bu siddhiyi gerçekleştirmek için herhangi bir pratik yöntem (sahana) gözükmemektedir. Burada rasa – rasayana M.S. 1. asırda Hindu ve Budistler tarafından sekiz majikal güçlerin biri olarak gösterilmekteydi (bunlar birlikte sıralanmıştır, örneğin padalepa: uçma gücünü vermek için ayaklara özel bir merhemin sürülmesi).

Sadece onuncu asır ve sonrası simyasal Tantra’larla dönüşümün laboratuar yöntemleri genelde rasayana başlığı altında sistemli bir şeklide tartışılmaya başlandı. Aynı zamanda bu geç dönemde simya uygulayıcılara Rasa Siddha’lar ve simya doktrinine “Rasesvara Darsana” diye hitap edildiğin görüyoruz.

Siddha’lar konusunda ilk kez ayrıntılı bilgi vereni Güney Hindistan’ın Andhra bölgesinin güneyinde Tamil Nadu’da rastlıyoruz. Bu yedinci asır Tirumular, onsekiz Sittar’ların (Tamil geleneğinin Siddha’ları) ilki ve Sittar ekolunun kurucusu olmasına rağmen Siddha’lardan söz eder. Tirumantiram eserinde, Tirumular Siddah’ları şöyle tanımlıyor: “İlahi ışığı ve enerjiyi (şakti) yoga entegrasyonu (samadhi) ile içsel olarak yaşamış olanlar.” Sittar geleneği Tirumular’ın simyager Nandi’nin (kesvara) öğrencisi olduğunu kaydeder. Aynı isimde bir simyager on ikinci asır sonrası birkaç eserde adı geçerken, bunların hiç birinde yazdığı simya eserlerinden söz etmediği gibi onun efsanevi bir insan veya simyagerlerin tanrısından daha fazla bir şey olduğuna gösterecek ona addedilmiş ortada herhangi mevcut eser yoktur.
Queen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-07-13, 18:59   #5
ÜYE
 
Queen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12-02-13
Mesajlar: 7.083
Queen is an unknown quantity at this point
Standart

Hatha Yoga ve simya uygulamalarının bir sentesi olan Siddha simya tarafından desteklenen Tamil-Nadu’nun günümüzdeki geleneğini içeren Siddha tıp disiplinidir. Bu geleneklerin efsaneleşmiş on sekiz Sittar’ların mevcut simya eserleri yakın tarihli olduğu ortaya çıkarken, bu kişilere bağlı efsaneler bizi tekrar majikal simya literatürüne geri götürmektedir.

Siddha yolu birbiriyle ilintili üç yaklaşımı içermektedir, erotik mistisizm, hatha yoga ve simya.

İdrar yolu emmeyle ilgili Hatha Yoga tekniklerinde, erkek uygulayıcı tarafından vajroli mudra ile araya gelen cinsel sıvıların yukarıya doğru hareketleri penisin ucundan başın tepesine dek giden tek bir kanaldan hareket eder. Bu teknik konusunda bilgi iki Budist kaynakta mevcuttur. Bunlar beşinci asır Mahayanasutralamkara Sutra ve vajroli mudra olarak tanımladığımız şeyi “cinsi münasebet ürününü geri alma”, maithunasya paravrtti ve “özünü çıkarmak”, bcud len olarak açıklayan bir Tibet Budist simya kaynağıdır. Burada karışık eril ve dişil özlerini içeren bir damla sıvı sushumna kanalı ile yukarıya kafatası boşluğuna taşınır. Bu iki Budist metinde, uygulayıcı “varlığın çilesini çekmek”, samsara ve “çileyi ortandan kaldırmak”, nirvana arasında fark olmadığını idrak eder ve böylece büyük saadet vecdi (mahasukha) yaşar.

Bu iki Budist örnek eş anlamlarını vajroli mudra ile inisiyasyon işlevinin yoginin kafatası boşluğunda sonuçlandığı Hint Tantrik samarasa veya samarasay kavramında kavuşmaktadır. Bu terim samadhi ve diğer vecit halleriyle ile eşleşerek yüceltilirken, bu terimin somut ve orijinal anlamı samarasa’nın iki damlanın (bindus) karışımı anlamına geldiği Nath Siddha’lar kullanıldığı gözükmektedir. Bunlardan biri, güneşsel ve kırmızıdır ve Şakti olarak tanımlanır, diğeri aysal ve beyazdır ve Şiva ile eşleştirilir. Bir araya gelip büyük bir “beyaz-kırmızı nektar” damlası (mahabindu) yaratıklarında bir yogik zigot oluştururlar.
Queen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-07-13, 18:59   #6
ÜYE
 
Queen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12-02-13
Mesajlar: 7.083
Queen is an unknown quantity at this point
Standart

Bir güney Hintli simya kaynağı, Kongana 3000, (bindu olarak tanımladığı) erkek damlasını Siva ve Cıva ile ve (nada olarak tanımladığı) dişi damlasını Şakti ile eşleştirmektedir. Bunlar karıştırıldığı zaman kalpasadbanai denilen bir işlemle bedensel ölümsüzlüğü meydana getirirler: Bu “bedensel yenileme” anlamına gelen Natha Siddha’ların kayakalpa terimi ile eş anlamda kullanılır.

Yoginin eril ve dişil özlerinin karışımını içeren bu birleşmenin meyvesi, bu yogik işlevin sonucu olarak kaba fiziki bedenin “kabuğundan” çıkacak yeni, doğa-üstü, ölümsüz benlikten başka bir şey değildir. Bu yoginin mükemmelleştirilmiş elmas bedeni (siddha veya vajra deba), kaba unsurları yakıp arındırmakla ve ince unsurları rafine etmekle asli saflığına kavuşturduğu ölümsüz özüdür. Bu, adi metalleri altına dönüştürmek dahil, tüm yogi sidhalara (güçlere) sahip bir bedendir. Gorakhnath’ın ilk banis’in konusu: “Boş hücrede (kafatası boşluğu) bir çocuk gürültü yapıyor,” işte bu yeni benliktir.

Nagarjuna (M.S. ikinci asır), o zamanlar yeni doğan Budizmin Mahayana mezhebinin içindeki Madhyamika ekolunun Güney Hintli kurucusuydu. Çok sayıda eserler üreten bir yazar, “Bilgeliği Mükemmelleştirme Öğretisi” yazıtının yeni ufuklar açan Mahayana tefsiri Prajnaparamitasastra eserini yazmıştı. Efsaneye göre bu öğretiler Nagarjuna tarafından dünyaya bağışlanmadan binlerce yıldır Naga’ların [Kutsal Yılanlar] ara aleminde muhfaza edilmekteydi. Çin kaynaklarına göre büyük bir yılan (mahanaga) Nagarjuna’nın içinden Vaipulya (Mahayana) öğretilerini çıkardığı yedi kıymetli taşlı bir sandık açtılar. Daha sonraki Tibet öğretilerine göre o Naga’lar tarafından inisiye edilmişti (böylece ismini almıştı) ve onlardan mükemmel bilgelik metinleri altı.
Queen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-07-13, 18:59   #7
ÜYE
 
Queen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12-02-13
Mesajlar: 7.083
Queen is an unknown quantity at this point
Standart

Yine de, sadece geç dönem Tibet kaynaklarında Siddha Nagarjuna’ya bir simyager olarak atıfta bulunmaktadır. On dördüncü asır tarihçi Bu-ston’e göre Nagarjuna’nın ara kıtadan altın yapan bir iksir temin etmişti ve böylece Nalanda’yı kıtlıktan kurtarmıştı. Erken on yedinci asırda, Taranatha bu temayı ayrıntılı olarak açıklayıp şöyle yazmıştır: “Simya sanatının yardımıyla Sri Nalendra’da Mahayana doktrinin beş yüz öğretmenini besledi.” Tibet kaynaklarına göre Nagarjuna gurusu Siddhacarya Saraha-pa’dan Tantrik inisiyasyonunu aldıktan sonra, “özellikle rasayana olmak üzere başarı sağladı” ve sonuçta bedeni bir elmas kadar sert oldu (vajrakayasidddhi). Nagarjuna’ya atfedilen ve 12nci ve 13ncü asır arasında Tanjur’da Tibetçe’ye tercüme edilen 59 eser arasında hiç birinde simyasal konular yoktur. O halde, yedinci ve sekizinci asırda Nalanda’da yaşayan Nagarjuna’nın eğer simya uyguladıysa bu konuda hiç bir yazılı kayıt bırakmadığı varsayımında bulunmak gerekir.

Chudapanthaqka. 16ncı asır Tibet tangka’sı

Diğer yandan, Tibet mitolojisinde 84 Siddha Budist ve Hindu ermişler arasında “siddhi yarışmaları” nitelliğinde bir çok “karşılaşma” yapmaktadırlar. Lalitavajra, batıda Naravarma krallığında Hindular ile majikal güç yarışmasına girmektedir. “Öğretmen bir miktar zehirle birlikte iki dolu şarap kadehi cıva yutmuştur. Yine de etkilenmedi. Kral hayranlık içindeydi.” Budistler bu yarışmayı kazandıysa da sonuçta Müslümanların Hint kıtasını işgal etmeleriyle Hint savaşını kaybettiler, zira on ikinci asra dek Budist Tantra ve Budizm etkin bir şekilde Hint kıtasından silinmişti. Bir bakıma mantralar, aşiret silsileleri ve ilahların birbirleriyle karışmasını içeren Tantra’nın başlarından beri erken simya geleneği sentez getiren bir eğilimi temsil etmekteydi. Simya tanrıları Hint-Budist ayrımındaki belirsiz alanda mekan etmeye başlamıştı: Onuncu asırda Hint şekli belirleneceği Tara ve Aksoobhy; Hintlilerin Sival Lokanatha ile eşleştirdikleri Avalokitesvara; Adinatha ile eşleştirdikleri Vajrasattaya-Adibuddha; Budistlerin Hinduizmden ödünç aldıkları Bhairava, Bhairavi, ve Mahakala, vs. Somut olarak Hint Budizmi belirginliğini ve dolayısıyla kral soylarından aldığı desteği kaybediyordu. Bu durum Müslüman işgaller karşısında ölümcüldü.
Queen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-07-13, 18:59   #8
ÜYE
 
Queen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12-02-13
Mesajlar: 7.083
Queen is an unknown quantity at this point
Standart

Tabii ki, Tantrik özellikli ithal Budizmi Tibet’te günümüze dek süregelmektedir ve Budist simya geleneğinin son halini de Tibet’te görebilmekteyiz. Tibet simyasının ilginç yanı daha erken Taocu yönetmeleri ve modern Hint erotik-mistik tekniklere, dönüşümcü ve iksir simyasının işlemleri ve amaçlarına kıyasla daha yakın olmasıdır. Dışsal simyanın Budizm’den yok olması, Budizmin Hint kıtasından çıkmasıyla aynı zamanı paylaşmaktadır. Bundan dolayı biraz önce atıftan bulunduklarımız dışında 7nci ve 12nci asır arasında Tantrik Budist yolu kuran Siddhacarya’ların herhangi bir simya uygulaması konusunda Tibet literatüründe çok az metin bulmaktayız.

11nci asır Vimalaprabba yorumuyla Kalacakra Tantra bize herhangi bir belirgin Budist simya sistemi hakkında en derin ve kapsamlı görüşü sunmaktadır. Aynı asırda ortaya çıkan Hint “dışsal” simyaya karşın, Kalacakra Tantra geleneğinde altın yapımı olarak tanımladığı metal ve cıvaların işlenmesi “dünyasal” ve alt seviyeli olarak belirtilirken, direkt aydınlamaya yol açabilen “kanal ve rüzgarların” iç simyası dünya üstü olarak tanımlanmaktadır. Vajrayana anlayışında, “simya”, (“Bilgelik” tanrıçası) Prajna’nın ambrosial özü (bdud rtsi) ile Upaya (eril “Pratik Beceri”) karıştırmakla bodhicitta’yı sabitleştirmek anlamına geliyor – somut olarak Tantrik Budist simyanın amacı ölümsüzlük ve bilgelik nektarını üretmektir.

Vajrayana Budist Hindu Tantralardaki gibi dünyanın açılmasını, Şiva ve Şakti’nin birleştirilmesini değil, doğum öncesi orijinal özü, prajna olan sunyata, aydınlanma, Tibet byanchud’da bodhi aramaktadır.
Queen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-07-13, 19:00   #9
ÜYE
 
Queen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12-02-13
Mesajlar: 7.083
Queen is an unknown quantity at this point
Standart

Kargyutpa okulundan Lama Govinda Budist Tantra ve daha cinsel yönlü Hint Tantrik yoga arasında bir ayrım yapmaktadır ve “Prima Materia” (İlksel Madde) arayışıyla Batı Simyasını ruhu serbest kılmak üzere dört elementi eritmeyi öğreten Kali-Kanon’un Kevaddha-Sutta im Digha – Nikaya’dan geldiğini yazmaktadır. Batı gelenekte sıkça görülen başka direkt doğu sembolizmi mevcuttur, örneğin, (Gül Haçlı Hermetist Fludd’da) sağ göz güneşi ve sol göz ayı simgeler. Batı simya rahminde metallerin barındığı ve doğduğu Dünyayı, Büyük Ana Tanrıçayı ululamıştır.

Çin Simyası ve Batı Simyası arasındaki temel fark, ister adi metallerin altına dönüştürmek olsun, ister ham insanın ruhsal yaşamın ve aydınlanmanın saf altınına dönüşmesi olsun, Batı Simyası hep altınla ilintiliyken, Çin simyası öncelikle ya fiziksel yaşamı uzatma, ya da kişisel ölümsüzlüğe erişme amacıyla ölümsüzlük iksiri bulmaya yönelikti.

Onuncu asır Hindistan’da üç belirgin tantrik uygulama şeklini görmekteyiz. Bir yandan, dışsal dönüşümcü ve iksir simyasını hatha yoga ve tantrik cinsel yöntemlerini içeren “içsel” simyayı bir araya getiren tantrik simyanın ortaya çıktığını görürüz. Amacı ölümsüz ama doğa yasalarını aşan somut elmas bedenini üretmektir. İkinci gelişmede, Tibet Budist simyasının amacı ruhsal bir ışık bedeni elde etme olan meditasyon ve ritüelli bir yoga şeklini almasıdır. Üçüncü gelişmede, hatha yoga ve cinsel tekniklerle amacı kutsal bir ses bedeni elde etmek olan meditasyon ve ritüelli bir sistem dönüştüren Hindu Trika Kaula gözükmektedir. Bu yine ortaya çıkan sistemlerinin her üçü, esas bir tantrik sentezin gelişmeleriydi ve ortaya çıktıkları kaynak gibi, kendini ululamayı içeren özgün bireysel yollardı.
Queen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23-07-13, 19:00   #10
ÜYE
 
Queen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 12-02-13
Mesajlar: 7.083
Queen is an unknown quantity at this point
Standart

Budizm’in Hindistan’ı terk ettiği sıralarda Hindistan birçok açıdan tantrik unsurlarla doluydu ve bir şekilde bazı Budist unsurlar Hindu tantrizme işlenmişti. Bunların arasında birkaç Budist ilah, dört Budist Pitha, bazı Budist söylev ve uygulamalar, ayrıca göreceğimiz gibi aralarında Nagarjuna’nın önemli yer işgal ettiği önemli sayıda Budist öğretmen yer alır. Diğer taraftan, bu önemli dönemde, aralarında her ne kadar husumet ve çekişme varsa da, Budist ve Hindu Tantrizm arasındaki paralellikleri, iki tradisyon arasındaki yakınlığa addedebiliriz. Bu konuda oldukça göz alıcı bir nokta da, Tibet simyasında “kaba fiziksel bedenden asli, ulu özün ayrıştırılıp çıkarılması” ve Bhavabhuti’nin sekizinci asır piyesi Malati-Madbava’da betimlenen Hint Tantrik uygulamada benzerliktir. Burada bir dişi Kapalika tantrika beş bedensel elementlerin özünü (quintessence) çıkararak uçma gücünü elde etmektedir. Burada Hint kutsal veya bilimsel literatüründe ilk kez hatha yoga uygulamasında sübtil bedenin altı enerji merkezinden söz edilir. Belki de rasayana terimin orijinal anlamı burada yatmaktadır: sıvı özün (rasa) “ortaya çıkması.”

Şimdi hatha yoga uygulamalarında altı çakranın en erken gözüktüğü Hindu tantrik okullar pascimamnaya veya Batı Aktarımı ve 1000 yılında yazdığı Tantraloka eserinde her ikisine imalı atıftan bulunan Trika Kaula reformcu Abhinavagupta’dan eski olan Matsyendranath tarafından kurulan Yogini Kaula’dır.

Çakra sayısı yerine göre değişmektedir, bazı sistemler dokuz, on iki ve hatta altısının başın üzerinde bulunan yirmi yedi çakradan söz eder. (Sekoddesa ve diğer tefsirleri içeren) Gubyasamaja Tantra gibi erken dönem Budist eserler bile altı kolu (sadanga) batha yogayı tanımaktadır, ama sadece dört belirgin Budist çakradan söz ederler.
Queen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Zihinsel Simya Queen Kenzül Simya İlmi 4 23-07-13 17:43
Çağdaş Simya Queen Kenzül Simya İlmi 2 23-07-13 16:10
Mistik Simya Queen Kenzül Simya İlmi 2 23-07-13 15:50
Felsefi Simya Queen Kenzül Simya İlmi 10 14-07-13 02:23
Simya-Doğa Queen Kenzül Simya İlmi 1 30-05-13 20:11


Blakice2.0 made by SimpleGFX
Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 04:20.
Powered by vBulletin® Version kapalı
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0